ursula k. le guin-hep yuvaya dönmek

“ütopyalar imkansızdır. ama yazabiliriz.” diyen, ve bu dediklerini neredeyse haksız çıkartacak bir eser ortaya koyan, ütopyaların o kadar da imkansız olmadığına sizi inandıran bir yazar düşünün. her okumanın ardından gözlerinizi kapatıp geleceğin hayalî ama bir o kadar da ‘gerçek’ dünyasına seyehat etmenizi sağlayan bir kitabı getirin aklınıza…

le guin’in yerdeniz büyücüsü, sürgün gezegeni, mülksüzler gibi kitaplarının ardından, hep yuvaya dönmek’ini okudum ve yazara gerçek anlamda hayran kalışım da bu kitabı okumamla başladı. hep yuvaya dönmek bu güne dek okuduğum kitaplardan tamamen farklıydı. bir defa, kitap herhangi bir türe ait değil; içinde bir dünyanın şiirleri, masalları, oyunları, haritaları, şehrin insanlarının hayatları, düşünceleri var. içinde tamamen başka bir dünyayı barındırıyor ama bu dünya asla varolmadı. le guin kendisini eski(aslında gelecekteki..) bir uygarlığın yapıtlarını keşfeden bir dilbilimci, arkeolojist gibi sunmaya çalışıyor kitabında. ve aslında eski uygarlığın tüm kalıntıları yazarın kendi zihninden gelmekte, ve bunu bilmek de insanı büyülüyor haliyle.

çok eskiden yaşamış uygarlıkların yapıtlarının açığa çıkarılmasının, bunların anlaşılmasının ne kadar heyecan verici olduğunu düşünüyorum; bu kitapsa hayali bir uygarlığın yapıtlarını taşıyor, ve bizi geçmişe değil ama insan zihninin derinliklerine götürüyor. tabii ne kadar özel bir kitap da olsa içinde dev bir içerik varolduğu için okunması, anlaşılması kimi zaman zorlaşabiliyor. ayrıntı yayınları’nın ‘ağır kitaplar serisi’nde yer alma sebebini artık daha iyi anlıyorum.

hiç varolmayan bir halkın sahip olduğu her şeyi varmışçasına yazıya dökebilme fikri çok büyüleyici geliyor bana. ve bu halk ‘keş halkı’ olunca işler daha da güzelleşiyor. kendilerini doğanın kalbinden koparmayan, zamanın değerini, dünyanın kıymetini bilen insanlardan oluşuyor bu halk. özellikle anlatan taş hikayesinde-ki benim en sevdiğim kısımdır- halkın hayatını kuzey baykuşu’nun, yurduna dönen kadın’ın eşliğinde daha iyi anlıyoruz.. tabii buranın dışında hayat o kadar iyi değil, savaşlar var, insanlar arası eşitsizlik kol geziyor. kitap sizi oralara sürüklediğinde içinizde nasıl sıkıntı oluşuyorsa vadi tarafına gittikçe de huzurla doluyorsunuz. le guin kadın haklarıyla, devlet düzeniyle ilgili harika göndermeler yapmayı elbette ihmal etmiyor bu kitabında da. 

kitabın adının niye hep yuvaya dönmek olduğunu da şimdi daha iyi anlıyorum galiba. insana asla kopulamayan hayalî bir yuva kazandıran bir kitabın ismi başka ne olabilirdi ki?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s