stanislaw lem-eden

solaris ve gelecekbilim kongresi’nin ardından aden, stanislaw lem’in okuduğum üçüncü romanı oldu.

lem, solaris’te olduğu gibi, okuyucuyu bambaşka bir gezegene götürür bu kitabında. yine insana göre daha gelişmiş yapılar/canlılar, bambaşka sistemler vardır eden’de de, ama bu gezegeni solaris’le karşılaştırınca, ikisinin oldukça farklı olduğunu görürüz. buraya düşen bir uzay gemisinde 6 farklı alanda uzman insan vardır, ve aralarındaki diyaloglar ağır basar kitap boyunca. eden’i okurken, solaris’teki o hiçliği, korkuyu hissetmezsiniz. bir defa, eden’de bir nevi tepkisizliği seçmiş canlılar yaşamaktadır.
“durumumuza bir göz atalım; bazı yabancılar uzaydan gelip üstün zekalı varlıkların yaşadığı bir gezegene iniş yapıyor. gezegen sakinlerinin tepkisi ne olabilir?
..ben mümkün olan sadece 3 davranış biçimi görüyorum: bu yabancılarla iletişim kurmaya çalışmak, onlara saldırmak ya da kaçmak. ancak durum 4. olasılığı ortaya çıkarmışa benziyor: toplu ilgisizlik!” diyordu doktor.
eden’e giden insanlar büyük bir psikolojik baskı altındadır, ama bunun boyutu asla solaris’inkine ulaşmaz; çünkü solarisin mekanizması ‘ilgisizlik’ üzerine kurulu değildir.
fakat eden’de de tam bir ilgisizlik olduğunu savunamayız; özellikle kitabın sonlarına doğru gemiye ayak basan ikicanlının kendi gezegeni üzerine konuştuğu kısım büyüleyicidir. ‘nasıl bir hayalgücü bu!?’ demeden edemez insan.
lem, bu kitabında evrim üzerinde de durmuştur sıkça, şu kısım mesela, insanı ürpertir, heyecanlandırır..:
“ben bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. ya burada biyolojik evrim şöyle bir gelişme göstermişse: insan zekasını taşıyanlarla hayvan düzeyinde kalanlar arasındaki dış, yani görünür farklar, insan ve maymun arasındaki farklardan çok daha az ise?”
eden’in geçmişi uzundur; biz daha karaya çıkamamışken, edenliler uygarlık seviyesine ulaşmıştır. bambaşka fikirleri, kültürleri, bambaşka bir yönetim biçimleri vardır, en azından bizim gemiye gelen ikicanlının söylediğine göre ‘anonim bir dikta’ varolagelmiştir uzun bir süre, ve tuhaf olan, ikicanlının bunu normal, hatta ‘güzel’ olarak tanımlamasıdır;


insan düşünür, ‘dünya’da bile farklı ülkelerdeki yığınla farklı kural, yapı vardır’ der. başka dünyalar kim bilir daha ne kadar farklı olabilir, daha ne kadar büyüleyebilir bizleri?
kitabın en sonunda kaptan “ama biliyorsun, olasılık eğrisinin üzerinde çok daha güzel olan başka dünyalar da olmalı” dediğinde okuyucu kocaman bir gülümsemeyle, ve gözlerinde yaşlarla ‘evet, olmalı!’ der içinden.

iletişim yayınlarının lem romanlarına kapak olarak kandinsky tablolarını seçiyor oluşu da ayrı bir güzellik. bu kitap kapakları olmasa lem ve kandinsky arasında bağlantı kurmak aklımın ucundan bile geçmezdi. sanki ikisi de, farklı iki sanat aracını kullanarak insanın yabancılaşmasını, mücadelesini, ve merakını anlatıyor..

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s