post amerikan dünya, 4.bölüm/meydan okuma

kitabın bu bölümünde tamamen çin’e odaklanılmış, onun büyük gelişimi, değişimi üzerinde durulmuş, bir önceki bölümde de sıkça bahsediliyordu zaten. peki neden bu kadar önemli çin?
napolyon’un şu sözüyle başlamak yerinde olacaktır: “çin uyusun, zira uyandığında dünyayı sallayacaktır.” ve uzun yıllar çin kendini dünyadan soyutlayarak bu sözün karşılığını vermiştir adeta; çok sonraları uyanabilmiş, fakat uyanmasıyla kendisini geliştirmesi de bir olmuştur.
japonya’ya bakarsak eğer, bir zamanlar çin’i taklit eden bir ülkeyken 20.yüzyılda onu her anlamda alt ettiğini görürüz. 1949’da komünizmin gelişi, mao zedong’un uyguladığı politikalar çin’in durumunu gittikçe kötüleştirir; 1979’da ise ‘her şey sallanmaya başlamıştır.’ bu bakımdan 79 yılı çin için bir dönüm noktası sayılabilir. çin ekonomisi bir anda o kadar hızlı büyür ki, son otuz yılda, her sekiz yılda bir ikiye katlanır, ve bugün çin, bir günde 1978 yılının tamamında ihraç ettiğinden daha fazlasını ihraç etmektedir. jeffrey sachs şöyle özetler bunu: “çin, dünya tarihindeki en başarılı kalkınma hikayesidir.” sanayi devriminde nasıl ingiltere ‘dünyanın atölyesi’ olarak görülüyorsa, çin’in şu an geldiği durum da budur.
kitapta şöyle bir noktaya da değinilir; çin’in gelişimi çok hızlıdır, fakat amerika’ya yetişmesi oldukça zordur, ama yavaş yavaş dünyanın ikinci en önemli gücü haline gelmektedir.. daha da ilerisi nasıl olur kim bilir?
çin’in hava kirliliğine de kısaca değinilip ardından şöyle bir çıkarımda bulunulmuş: “yoksulluğu azaltmak cesurca bir büyüme gerektirmektedir, ama büyüme aynı zamanda daha fazla kirlilik ve çevresel bozulma demektir.”
gene çok ilginç bir kısım vardır burada, kitapta üzerine pek düşülmeyen fakat oldukça araştırılmaya değer bir konudur bu: ‘çin’in demokrasi-kapitalizm ilişkisine bir istisna oluşturma ihtimali.’ (mümkün mü ki?) aslına bakılırsa, mümkün olması çok zor gözüküyor, marx’ın şu sözü iyi bir örnek olur belki:”toplum ne kadar piyasa endeksli olursa demokrasiye o kadar yönelir.”
burada değinilen yine çok önemli bir kısım da ‘konfüçyüsçülük”tür. çin’i çokça etkileyen bu öğreti hakkında çok ilginç şeyler yazılı, benim en ilginç bulduğum kısımlardan biri, birkaç önemli ismin onu tanımlayış biçimidir: “voltaire, felsefe sözlüğünde onu şöyle tanımlar:’batıl inanç yok, anlamsız mitler yok, aklı ve doğayı aşağılayan dogmaların hiçbiri yok.’ daha sonraki dönemlerde kant, konfüçyüs’ü ‘çinli sokrates’ olarak adlandırmıştır. dinsellikle laiklik arasında ikilemde kalan leibniz, ‘bize doğal dinin faydalarını ve uygulamalarını öğretecek çinli misyonerlere ihtiyacımız var’ diyecek kadar ileri gitmiştir.’


Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s