post-amerikan dünya, 2.bölüm/ihtiyaç duyulandan fazlası

post-amerikan dünya, amerika’nın ‘süper-güç’ tanımından uzaklaşmasını, diğer devletlerin yükselişini temele oturtup, bunları açıklarken dünyada gelişen önemli olaylara da yer veren bir kitap. kitabın önsöz niteliğindeki ilk kısmında yazar son 500 yılda yaşanan önemli gelişmeler olarak şunları sıralamış: ilki, batı’nın 15.-18 yy. arasında büyük ivme kazanan yükseliş süreci, ikincisi amerika’nın 19. yy.ın sonunda iyice güçlenmesi, sonuncusu ise ‘diğer devletlerin’ yükselişi.
——–

2.bölüm/ihtiyaç duyulandan fazlası:
bu kısım, ‘2000 yılında yaşayan bir falcının geleceğe yönelik tahminleri ne olurdu?’ sorusuyla başlıyor. bunları daha doğru tahmin etsin diye de falcıya şu ipuçları veriliyor: ‘abd tarihin en kötü terörist saldırısına maruz kalacak ve buna 2 savaş başlatarak karşılık verecek; bunlardan biri dünyanın en büyük 3. petrol rezervine sahip ülkesi ırak’ı yıllarca kaosa mahkum edecek; iran, ortadoğu’da güç kazanacak ve nükleer güç hamlesi yapacak, kuzey kore daha da ileri giderek dünyanın 18. nükleer gücü olduğunu açıklayacak…israil’le hizbullah güney lübnan’da savaşarak beyrut yönetimini işlemez hale getirecek..’ peki falcıya soruyoruz, ‘önümüzdeki on yılda küresel ekonominin başına kim geçecek?’

soğuk savaş sona erdiğinden beri, bir tür ‘paradoks’ hali içerisindeyiz. dünyaya dair haberlere baktığımızda bombalı saldırılarla, sivil anlaşmazlıklarla, terör eylemleriyle karşılaşıyoruz, fakat tüm bunlara rağmen küresel ekonomi sağlam denilebilecek adımlarla ilerliyor.
tüm bu haberlere baktığımızda vahşi zamanlarda yaşadığımızı düşünmeden edemiyoruz, yazarsa buna daha olumlu bir şekilde bakmayı yeğliyor; ‘savaşlar ve organize şiddet olayları son 20 yılda çarpıcı bir şekilde geriledi.’ ve bunun ardından sözlerine şunlarla devam ediyor, ‘bugün, büyük ihtimalle insanoğlunun en barışçıl zamanlarında yaşıyoruz.’
bu son sözü görünce okuyucu biraz şaşırabiliyor, en azından ben şaşırmıştım. gözümde insanların yaşadığı onca acı, bildiğim ve bilmediğim binlerce kötü olay canlandı, bu muydu ki insanoğlunun en barışçıl zamanı, ve eğer öyleyse daha ne kadar kötü olabilirdik ki?
ama bunu biraz daha açmaya çabalayınca yazar, bu şaşkınlık halinden kurtulabildim. dünyanın her yanındaki haberlerin anında bizlere ulaşabilmesi, sanıyorum ki en kötü zamanlarda yaşadığımıza dair bir hissiyata sebep oluyor fakat aslında, önceki dönemlerin dev savaşlarından daha az veya eşit derecede olay yaşanıyor dünyada -buna tam ikna olmasam da..-
bence, her şey, her zaman kötüydü, bunları derecelendirmek ne kadar doğru olabilir ki? yazar şunları söylüyor sonra, ve bu sefer ‘evet!’ diyebiliyor okuyucu: ‘insan doğası hala aynıdır, uluslararası politika da öyle. tarih, sakin dönemlerin ardından gelen korkunç katliamlara daha önce de birçok kez tanıklık etti. ve kötülüklerin tek ölçütü rakamlar da değil.’

terörizmin sebebi nedir? bir insan nasıl, ve neden terörist olabilir? nedeni her ne olursa olsun, bunun asla onları haklı çıkarmayacağı ortada, fakat ben asıl nedenin ‘dışlanma’ olduğunu düşünüyorum. yazar da bunu farklı etnik kökenlere, farklı dinlere, aynı dinlerin farklı kollarına mensup insanların yaşadığı olayları örnek vererek açıklamaya çalışmış. hristiyanlar, yahudiler, müslümanlar; şiiler, sünniler, radikaller, ılımlılar, ve daha birçokları… insanların ayrışması ve birbirini çekememesi, birlik olmayı öğrenememesi, aidiyetlerin böyle kocaman harflerle, sanki çok önemliymişçesine göze sokulması..

’11 eylül’ün sebepleri, sonuçları neydi, sorumlusu kimdi?’ soruları da irdelenmiş, bu kısımda da oldukça ilgi çekici yorumlar bulunmakta:
”11 eylül’den sonraki dokuz yılda, merkez el kaide, herhangi bir yere önemli bir saldırı yapamayacak duruma geldi. büyük cihada devam etse de cihatçılar dağılarak daha küçük hedeflere yönelip genelde neredeyse merkez el kaideyle hiçbir iletişimi olmayan gruplar aracılığıyla yerel ölçekli eylemler yapmak zorunda kaldı..*”

”11 eylülden bu yana batıda, özellikle abd’de yapay bir korku ve panik yaratıldı. uzmanlar ciddi verileri görmezden gelerek hoşlanmadıkları her gidişattan anlam çıkarıyor. birçok muhafazakar yorumcu, avrupa’nın islamlaşmasının yakın olduğu üzerine yazılar yazdı, hatta avrupa’yı eurabia diye adlandıranlar da oldu.”

özellikle batı’da terörizmin etki süresinin ekonomik boyutu incelendiğinde, her yeni saldırıyla azaldığı görülüyor. 11 eylül’ün ardından çöken, ve 2 ay boyunca o haliyle kalan piyasalar, sonrasında eski haline geri döndü, 2004’teki madrid saldırısının ardından ispanyol piyasasının düzelmesi 1 ay aldı..2003’teki fas ve türkiye saldırıları da küçük etkilere yol açtı. fakat bu demek değil ki, terörizm eski önemini kaybetti.

kitapta çin ve hindistan’ın takip ettiği politikalara çokça değinilmiş. ve bu iki ülkenin ileride çok daha güçlü olacağı belirtilmiş. bunun dışında daha çokça önemli başlık, soru bulunuyor, bunlardan bazıları,
*büyük açılım
*kapitalizm ve demokrasi
*küreselleşmeye rağmen milliyetçiliğin artması
*post-amerikana geçiş(yazar bu kısmın sonlarında, ‘postamerikan’ tanımıyla ileride dünyanın nasıl ‘olmayacağını’ anlatmak istediği için bu tanımı kullandığını belirtir.)
*bm’nin durumu, temsil gücünü yitirmesi
*imf’nin gücünü kaybetmesi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s