alzheimer ve bilginin kaynağı problemi

felsefenin en temel problemlerinden ‘bilginin kaynağı problemi’ne birbirinden farklı cevaplar verildi tarih boyunca. her şeyin sonradan öğrenildiğini savunan oldu, aslında her şeyin kafamızda yazılı olduğunu belirten oldu, kimisi de yalnızca bazı şeylerin ‘içimizde’ bulunduğunu söyledi. neyin doğru olduğunu bilemiyoruz, ama bazı bilimsel bulgular aracılığıyla bu konuyu irdelemeye çalışmak belki bizi bir şeylere yaklaştırabilir.

alzheimer hastalığını düşünüyorum. nefes almayı unutacak kadar işlevsizleşen beyinlerin varlığı, insan bilgisinin en fazla ne kadar gerileyebileceği üzerine düşündürüyor beni. bu normal olmayan bir durum, bir hastalık olsa da, bu konuda bize birtakım fikirler verebilirmiş gibi geliyor. alzheimer’lı insan küçülen beyin yapısıyla, yitirilen nöronlarla, aslında bir tür geriye dönüş mü yaşamaktadır?

insan nelerle geldi dünyaya, ve nelerle gidecek? en temeli, en göz önünde bulunanı düşünelim öncelikle; normal bir insan temel işlevlerini yerine getirebilen bir beyinle dünyaya gelir değil mi? peki bunların dışında başka bilgiler yer alıyor mu kafamızda? bilmem.. peki, daha soyut şeyleri düşünelim, örneğin ahlak. insanın içinde doğuştan bir ‘ahlak yasası’ mı vardır, yoksa ahlakı birey sonradan mı öğrenir, ve bunu öğrenmesindeki tek etken yalnızca toplum mudur?

peki, artık son evreye yaklaşan alzheimer’lı birey, hala ahlaka dair bir şeyler taşır mı kafasında, veya içinde? bunları da yitirir değil mi? ve bunu yalnızca o kişinin beyin işlevlerini kaybetmesi yönünden düşünmeyip, o kişiyle gözlerini dünyaya yeni açan normal bir bebeği karşılaştırırsak, ikisi arasında çok fazla fark bulabilir miyiz? sanmıyorum.. insan, sanırım her anlamda yokluğa, ve hiçliğe daha yatkın bir canlı. dünyaya geldiği o ilk anda da ‘bomboş’ olmadığını nereden bilelim?

alzheimer konulu makale: http://edergi.sdu.edu.tr/index.php/sdutfd/article/viewFile/1612/2362

normal- alzheimerlı beyin:

Reklamlar

alzheimer ve bilginin kaynağı problemi” üzerine 2 yorum

  1. Bu felsefi sorunlara bilimin yalnızca argüman sunabileceğini ama yanıt veremeyeceğini düşünüyorum. ‘Bana kalırsa’ doğuştan gelen bilgi değil beynin işlevleri olsa gerek. Ayrıca bebeklerin sonradan yitirdikleri bazı reflekslerle dünaya gelmeleri de beynin (ya da zihin diyelim) bir takım işlevlerle önceden donanmış olduğu yönünde bir argüman olarak düşünülebilir.

    Liked by 1 kişi

  2. Birçok fikrin öne sürüleceği bir konu bu. İnsanoğlu doğuştan bir “ahlak yasası” örneği olarak verilebilir mi yoksa verilemez mi? Bu düşündürücü. İnsanların hastalık sebebiyle işlevsel yetilerini kaybetmesi aslında “ilk” olduğu haline geri dönüşü mü? Hem doğrunalabilir hem de doğrulanamaz bir konu. Benim düşüncem, insanlar bir beyin ve içinde önceden verilen yetilerle dünyaya geldi. Bu yetileri de koşullara göre hatırlayarak uyguladı yani önceden aklımızda vardı ve buna koşullar ve süreç yardım ederek ortaya çıkardı. Yazınız için teşekkürler.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s