kütüphane

”daha birkaç ay önce okula gidiyordun.” dedi kendi kendine.

”birkaç ay önce her sabah servise binip tam en tepeye gidiyordun. tüm şehri kucaklayan o tepedeki binada vakit geçiriyordun saatlerce. servisten indiğinde, binaya gidene kadarki o yolda kafanı ya fazla aşağı eğerek, ya da fazla yukarıya, tam gökyüzüne dikerek yürüyordun yavaş yavaş. kafanı yalnızca dev çınarın yanından geçerken sabitleyebiliyordun, çünkü günaydın demeliydin ona, sonuçta en iyi dostlarından biriydi o senin. bir ara yaprakları kesilmiş halde bulunca onu, ağlamamamak için zor tutmuştun kendini hatırlıyor musun? yukarı çıkınca sıraya kafanı koyup beklemiştin öylece.

sonra 15 dakika boyunca sınıfta durmanın ne sıkıcı olabileceğini düşünüp büyülü yere giderdin her sabah. okulda çınar ağacıyla birlikle en iyi dostundu o. dümdüz git, koridoru hızlıca geç ve sağa sap. mezun fotoğraflarının ve çiçeklerin olduğu köşeden geç. mezunlar kısmının en eski yerinde kendi canına kıyan çocuğun hikayesini hatırla ve yine üzül. duvarla aynı renkli kapısıyla, kimsenin dikkatini çekmeyen o yere yönel, kapıyı aç, burnuna kitapların kokusunu çek uzunca. kimsenin olmayacağını bildiğin halde yine de bir göz at etrafa, kimse yok! camı aç, denizin güzelliğine bakıp mutlu ol, sonra da bir şiirle, minik bir öyküyle, veya yarıda bıraktığın romanla başla güne. zil çalsın, aldırma.. sonra ikinci zil de çalsın, yavaş yavaş toparlan ve git sınıfa. insanları izle, davranışlarına anlam vermeye çalış, ders çalış, bir şeyler anlatan insanı iyi dinle. boş dersleri, öğle aralarını iple çek, ve hepsinde büyülü yere, diğer adıyla ‘sığınağa’ git. 4 seneyi, bilemedin 3 seneyi hep bu şekilde geçirdin işte. son günü hatırlıyor musun? herkes birbirini orada son defa görüyor olmanın üzüntüsünü yaşıyordu. sen sadece bir görev için gitmiştin o gün okula. birkaç kitabın ve bir mektubun vardı. sığınağına dost olacak birileri olmalıydı ve gelecekte birisi kütüphanenin en alt rafına koyduğun, arasına bir mektup yerleştirdiğin o kitabı bulacaktı!

görevin bitince karneni bile almadan gitmiştin okuldan.. en sevdiğin yol vardı bir de senin. hani tam çıkıyordun okulun demirliklerinden, yandaki okulun karşısında bir merdiven vardı, oradan inince müthiş bir yola iniyordun. hatırlıyorsun dimi? ağaçları, denizi izleyerek yürürdün o yoldan, ve o an, tam orada, ne zaman yürürsen yürü hep bir aydınlanma hissiyle dolardı için. işte o gün son kez yürüyordun oradan. aslında o yol da dostundu senin, tüm düşüncelerini, fikirlerini paylaşmıştın her asfalt parçasıyla. ne çok dostun varmış..” derken, doldu gözleri. böyle güzel anılarının olması, onu mutlu etmişti.

şimdi yeni bir okulu olacağını hatırlıyor. sonra yeni bir kütüphane de var, hem de çok daha büyük, çok daha farkedilir.. orada çalışmayı koydu kafasına. çünkü biliyordu, başka hiçbir yerde mutlu olamayacaktı, çünkü kendisini ilk kez  o büyülü yerde keşfetmişti.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s